Yazılara Dön

Belki de hiçbir işi bu kadar çok sevmedim…

Yazar Kategori Haber‚ Söyleşi

Söyleşi: Hakan Sarıhan

Dergimizin editörü, dergiler için sanatçılarla yaptığı söyleşileri ile tanıdığımız akademisyen Ümit Parsıl ile bir söyleşi yapmak, kendisini sizlere daha yakından tanıtmak şart olmuştu…

-Merhaba Ümit Hocam, hep soru soran taraf oluyordunuz, şimdi tersi durumda olmak nasıl geldi size?

Ne yalan söyleyeyim heyecanlı.

-Sizin asıl branşınız resim ama yazım, kitaplar hep resimle atbaşı gitmiş gibi görüyorum yaşamınızda. Biraz kendinizden bahsederek başlayalım isterim bu perspektifle.

-Çocukken çizdiğim resimler çizime olan kabiliyetimi geliştirdi. Sonrası kendiliğinden gelişen bir süreç. Belki de hiçbir işi bu kadar çok sevmediğimden… Sanatın benim için ifade ettiğine gelince; Sanat’ın insan için, tarih boyunca, en önemli üç temel olgudan (Din-Sanat-Bilim) biri olduğunu biliyoruz. Şu hâlde sanat, insanın, toprağın ve medeniyetin olmazsa olmazlarındandır.

Bir başka açıdan sanatın insanın temel ihtiyaçlarından biri olduğunu belirtmeliyiz. Dünyanın yaşadığı son iki yüzyıllık zaman dilimine baktığımızda resim sanatının insanları ve toplumları ne kadar etkilediğinin farkına varabiliriz. Bilgi ve teknoloji çağını yaşayan kişiler olarak, özellikle de son yirmi yıldan bu tarafa bilgisayar ve televizyon dünyasının hayatımıza kattığı olumlu ve olumsuz etkileri yok saymamız mümkün değildir.

Resim sanatı görsel dünyanın çok kısıtlı olduğu çağlardan gelerek, şu anda görselliğin en zengin ve en yoğun olduğu zamanları yaşamaktadır. Görsel dünyanın çok zengin yaşandığı bir durumda ve teknolojinin sanatçılara çok fazla imkânlar sunduğu ortamlarda, resim sanatçılarının da üzerlerine düşen işleri yapabileceklerine inanıyorum. Resim sanatı eski çağlarda olduğu gibi “seyredilen güzel” konumunda değildir. Aksine bu zamanlarda problemlere, “çözüm bulan güzel” konumundadır. İşte bu nedenle şimdi ve ısrarla sanat, benim için global dünyanın insandan sonra gelen en değerli bir olgu olduğunu ifade ediyor.

Kitaplara yazın dünyasına geldiğimizde ise Edebiyatın Başkenti Kahramanmaraşlıyım bundan dolayı bizim oralarda 3 evin kapısını çalsanız 2’sinden yazar ya da şair çıkar.

-Plastik sanatlarla uğraşan sanatçıların genellikle edebiyat, müzik, tiyatro/sinema gibi sanat branşlarında da faaliyet gösterenlere, hatta ileri seviyelerde olanlara bile sıkça rastlarız. Siz bu olguyu nasıl görüyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hangi konuda olursa olsun bir ressam müzik yapabilir, bir hattat, ya da şair resim yapabilir, bir tiyatrocu keman çalabilir. Birçok sanat dalının birbiri ile bağlantısı/yakınlığı olduğunu düşünenlerdenim.

-Bize resim dışındaki uğraşılarınızdan bahseder misiniz?

Resim yapmanın haricinde kitap/makale yazarım, sanat ve edebiyat dergilerinde sanat danışmanlığı, editörlük yaparım. Sergiler sempozyumlar hazırlarım (ekibimle), söyleşiler düzenlerim ve STK olarak 2 derneğin başkanıyım bir derneğin de başkan yardımcısı olduğumdan dolayı dernek faaliyetleri içerisinde zamanımı geçiririm.

-Söyleşi yapmak, değişik branşlardan, farklı yaşlarda farklı birikimlerde kadın-erkek sanatçıları biraz daha yakından tanımak bir sanatçı ve bir insan olarak size ne katıyor?

-Çok şey kattığına inanıyorum, yaşam süreçleri mücadeleleri, sanat anlayışları, sanata yön vermeleri, üretim süreçlerindeki yaşanılan sancıları ve bu sancıların sanata etkileri bende felsefi ve estetik olarak derin düşüncelere ve yorumlamalara neden olmakta.

-Söyleşi yapacağınız kişileri nasıl belirliyorsunuz?

Yaşamı, üretkenliği, sanat anlayışları ve bakış açılarındaki farklılıklarını gördüğüm kişilere teklif götürüyorum.

-Akademik hayat ile sanat birbirini besler mi? Engel mi olur veya oluyor mu? Tabi hem sizin özelinizden hem de temas ettiklerinizden, müşahadelerinizden sizde oluşan kanıyı almak istedim.

-Aslında ikisi bir arada olunca gerçekten birçok zorluğunu yaşamaktayız, bir yandan sanatla uğraşıp üretim yapmak zorundasınız bir yandan da bu alandaki öğrencileri her açıdan yetiştirmek, kurumsal işleri yapmak yani derse girmek ders hazırlığı yapmak sınav yapmak, değerlendirmek vs vs bunlarla da ilgilenmek zorunluluğu olunca bizim gibi olanları bir hayli zorlamaktadır, anlayacağınız bir koltukta iki karpuzu kırmadan götürmeye çalışıyoruz.

-Kendini tekrar eden, benzer işler yapmak bir tarzı/üslubu mu gösterir yoksa iş zanaate mi dönüşür?

Sanattan bahsedecek olursak sanatın ne olduğu yüzyıllar boyu tartışma konusu olmuş, toplumlara ve alanlarına göre pek çok yönüyle tanımlanmış bazen de tanımlanamamıştır. Geçmişten günümüze sanat için ifade edilen tanımlardan bazıları şöyledir; Platon’a göre, sanat bizi gerçeklerden uzaklaştırmaktadır. Çünkü ikinci elden taklittir. Aristo’ya göre sanat, bir şeyin özünün sanatçı tarafından sanat eseri ile ortaya konulmasıdır. Oysa Kant’a göre sanat ve estetik, ahlakla bilim arasında yer almakta, yargıya dayanmakta ve insandaki zevk-acı yetileriyle ilgilenmektedir. Schiller, sanatı oyunla ilişkilendirmiş ve sanatçının eser yaratmasını da oyun etkinliği olarak tanımlamıştır. Hegel ise sanatın, doğanın olduğu gibi yansıması ya da biçimsel bir taklidi olmadığını düşünmüş ve sanatı, insan aklının ortaya koyduğu bir yaratı olarak tanımlamıştır. Sanat ayrıca, sanatçı açısından “duygu düşünce ve izlenimlerin dışa vurulması”, dış gerçeklik açısından “dış gerçekliğin yansıması”, sanat eseri açısından “dinleyen ve görende estetik zevk ve heyecan uyandıran bir olgu” ya da “anlamlı bir biçim”dir. Sanatçı eserlerini duygu ve düşüncelerini, ilgi duyduğu nesnelerle, olay, olgu, durum ya da kişilerle empati kurarak ve sanatın dilini kullanarak, keşfederek üretmektedir, olayları, olguları, süreçleri gerçekliğe uygun basitleştirerek, taklit ederek ahenkli tanımlayarak, belirli ölçüde hoş avunmayı kabul ederek güzel, yapıcı ve etkileyici duygular ve düşünceler yaratma ve heyecanlandırma etkinliği biçiminde tanımlanmaktadır. Tüm bu tanımlamalardan anlaşılması gereken sanatçı üretim yaparken zanaat olarak görmez yaptıklarını, benzer işler yapmak üslubunu gösterir bir zaman sonra aynı sanatçı aynı tarz olarak görülen çalışmalarını farklı tarzda ama yine kendiyle alakalı olarak devam eder düşüncesindeyim.

-Resim konularınızı nasıl seçiyorsunuz? Sizi etkileyen konular nereden çıkar, yani nelerden besleniyorsunuz?

Benim sürecim her zaman insan ve etkileri üzerine oldu. İnsanla ilgili, insana ait imgeleri, sembolik olarak hayvan figürlerini nerede ve hangi kültürde olursa olsun kullanıyorum, çünkü bana göre imgenin belirli bir coğrafyası yok. Coğrafyasızlıktan bahsetmişken, bunu plastik ifadede yaratabileceğim mekân insanın üzerinde yaşamış olduğu yeryüzü parçası oluyor.

Bazen mekânsız yüzeyler içerisinde boyadığım hayvan nesnesinin hareketi mekânı duyumsatıyor. Tabi ki her izleyen için farklı mekanlar… Özellikle “Mesnevi” eserlerini bu bağlamda görebiliriz. Konu olarak bu seriyi “Aşk” ve ardından “Anadolu Büyüleri” takip ediyor. Kullandığım hayvan nesnesinde, görünenin ardında bir şeyler var aslında; gözün iktidarı ve özgürlük gibi kavramları hayvanın renkleri ve kıvraklığı üzerinden yorumluyorum. Öte yandan renksel ifade benim için çok önemli.

-Özgünlük kavramı size ne ifade eder? “Reprodüksiyon” ve “Etkilenme”nin anlamı nedir? Etik kurallar var mıdır, olmalı mıdır?

Özgünlük ve üslup kavramlarının birleştiği en önemli özellik, “yaratıcılık“tır. Sanat, temeli yaratıcılığa dayanan bir etkinliktir. Sanat yapıtı bize yeni bir mesaj veren, ahlaka dayalı uzun bir olgunlaşma süreci olmaktadır. Bu bağlamda özgünlük yoksa taklit ya da kopya vardır. Reprodüksiyon bir yapıtın aslını bozmadan birebir taklidi, etkilenme ise esinlenme olarak tarif edebiliriz. Tolstoy, “özünde sanatçı denen kişinin, belirli göstergeler aracılığıyla, yaşamış olduğu duyguları bilinçli olarak başkalarına aktarmasıdır. Başkaları da bu duygulardan etkilenir ve bunları yaşantılar” demiştir. Sanatçı eserini yaparken etik bir kişiliğe ve bunun sonucu olarak da ürettiği eserde etik eylemlerde bulunmalıdır. Etik; toplumsal ölçekte gerçekleşen davranış, eylem ve bütün bunların biçimlendirilmesinde etkili olan düşünme süreci, neyin yapılması gerektiğini ve hangi davranışların yaşama anlam kazandırdığını belirleyen, yerel ahlaktan beslenerek, hazır bulduğu normlarla yetinmeyerek bu normları tartışarak sorgulayan evrensel bir duruş bir kavramdır. Etik kurallar olmalıdır düşüncesindeyim.

-Sizin Artsonline Web Art Gallery ile tanışmanız nasıl oldu? Sergilere katılıyorsunuz. Buradan hareketle hem Artsonline özelinde hem de genel olarak sanal veya çevrimiçi galeri ve sergiler hakkında görüşünüzü de alalım.

-Artsonline Web Art Gallery ile tanışmam sosyal medya üzerinden oldu, sanal sergiler ya da galeriler artık pandeminin de etkisinin çok olduğu bir süreçten tüm dünya iki yıldır geçmekte, sadece sergiler değil, dersler, toplantılar da sanal dünyada yapılmakta bundan dolayı sergilerin ve galerilerin bu mecrada da yer alması kaçınılmaz olduğunu hepimiz gördük ne yazık ki. Fiziki sergilerin yerini elbette tutmamaktadır ama iyi bir vitrin görevi gördüğünü ve yeni mecralarda yer alınmasına vesile olması bakımından önemli olduğunu belirtmem gerek.

-Son yıllarda “sanat inisiyatifleri” daha sıkça karşımıza çıkar oldu. Bu konuyu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Birlikte üretim alanı yaratmak ve diğer sanatçılara alternatif bir mekân sunmak için kişi ya da grupların girişimlerinin sanatın ve sanata alternatif yollar arıyor olmanın da getirisiyle aşırı yaratıcı insanların bir arada olup disiplinlerarası platformlarda olmaları bence çok güzel bir durum.

-İnisiyatifi oluşturanlardan diyebilirim, ilk üyelerden biri oldunuz, ArtsCollective hakkındaki düşüncelerinizi de merak ediyorum.

-ArtsCollective sanat inisiyatifi ülkemizde, geleneksel sanat yapma tekniklerine göre, günümüz modern/çağdaş sanatta temel biçimleri teknolojik olarak insan tarafından görülen, duyulan, hissedilen bir hale getiren disiplinlerarası sanatı, akademik ve akademik olmayan disiplinleri bir araya getirip sanat yapmanın yolunu açan inisiyatiflerden biridir ve bu birleşmeyi grupla çalışmayı başarandır.

Değerli hocam zamanınız ve görüşleriniz için teşekkür ederim. Akademik ve sanatsal çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dilerim.

   

   

Yorum Ekleyin